17 Haziran 2009 Çarşamba

PC’nizi sunucuya dönüştürün

Opera Unite, PC’nizi sunucuya dönüştürüyor.

Opera, yeni geliştirdiği Opera Unite ile dosya paylaşımını hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor.

Norveçli Opera Software firması, geliştirdiği son teknoloji ile bilgisayarlarınızı birer web sunucusuna dönüştürüyor. Opera Unite adı verilen bu yeni teknoloji, internet üzerindeki istemci ve sunucu mantığını ortadan kaldırmayı hedefliyor. Normal şartlarda internet üzerinde web siteleri ve paylaşılan dosyalar genellikle sunucu veya server olarak adlandırılan özel bilgisayarlarda durur. Bizler ise istemci olarak bu bilgisayarlara bağlanarak istediğimiz içeriğe ulaşırız.

Opera Unite, her PC’yi Opera tarayıcısı yardımıyla bir sunucuya dönüştürmeyi hedefliyor. Yani artık bu sayede veri paylaşmak ve veriye ulaşmak daha kolay olacak. Kullanıcıların tek yapması gereken PC’lerindeki paylaşmak istedikleri klasörü seçmek ve paylaşıma açmak. Bundan sonra bu klasöre ulaşmak isteyenler, belirlenmiş web adresi ile modern herhangi bir tarayıcı yardımıyla bu klasörün içeriğine ulaşabilecekler.

Opera Unite, bazı açılardan Microsoft Live Mesh’e benziyor ve Norveçli firmanın Mesh’e alternatif olması için geliştirdiği bir yazılım olarak dikkat çekiyor.

Opera Unite ile daha detaylı bilgiye resmi sitesinden ulaşabilirsiniz. Eğer karşılaştırmak isterseniz Microsoft Live Mesh sitesine de bu adresten erişebilirsiniz.

04 Nisan 2009 Cumartesi

NesMedya Haber Video Oyun Seo Yarışması

Ödüllü Seo Yarışması

Yarışma Tarihleri:

Yarışma Başlangıcı: 22 / Mart / 2009

Yarışma Bitişi: 31 / Temmuz / 2009
Yaklaşık olarak yarışma 4 ay sürecektir.

Yarışma kelimesi : "NesMedya Haber Video Oyun Seo Yarışması"

Yarışma Kuralları ;

* Alt Sayfa Hariç, Alt klasör, ücretsiz blog, subdomain vb. sınırlama olmaksızın herkesin katılımına açıktır.

* Aşağıda belirtilen linkler ve son dakika kodu kesinlikle her sitede bulundurulmalıdır. Nofollow kullanımı yasaktır. Linkler sitelerinize tüm sayfalarda görünen şekilde eklenmelidir.
* Yarışma olduğunu sitenizde duyurmalısınız.
* 1 Kişi birden fazla siteyle katılabilir.
* Siteye eklenmesi gereken kodların kelimesi ile ilgili kelimede text link satılamaz.
* Yarışmaya katılanların bu başlık ya da özel mesaj ile katılacakları siteyi bildirme zorunlulukları yoktur.
* Yarışma kelimesinde çıkan sonuçlardaki siteler hergün kontrol edilecek kurallara uymayanlar uyarılacak, gerekirse yarışmadan çıkarılacaktır.

Eklenmesi Zorunlu Olan Kodlar ;

http://www.korsanhaber.com/sondakika.asp Burada bulunan son dakika kodlarından seçtiğiniz 1 tanesi.


1 Kod Daha Gelecek bir kaç gün içerisinde !

Ödüller ;

1. olan site sahibine tam 1000 TL Nakit Para Ödülü
2. olan site sahibine tam 750 TL Nakit Para Ödülü
3. olan site sahibine tam 500 TL Nakit Para Ödülü
4. olan site sahibine tam 400 TL Nakit Para Ödülü
5. olan site sahibine tam 350 TL Nakit Para Ödülü

Ödül Toplamı 3000 TL'dir

Kontrol ;

Ana ip adresi: 66.249.93.147
Geçerli Tarayıcı Internet Explorer'dir.

Kontrol Linki

Ayrıntılı Bilgi için ; 0212 241 63 17
NesMedya Haber Video Oyun Seo Yarışması

12 Şubat 2009 Perşembe

Görüntülü Konuşma En Geç Mayıs'ta

Danıştay, 3G sisteminin kurulmasına ilişkin ihaleyi onayladı. Böylece en geç mayıs ayında görüntülü konuşma başlamış olacak.
Danıştay, 3. Nesil ihalesini onayladı. Karar, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nun (BTK) gündemine alındı. Kararın kurulda değerlendirilmesinin ardından GSM firmalarıyla sözleşme imzalanacak. Böylece Hazine’nin kasasına 2 milyar TL girecek.

İmza töreninin birkaç gün içinde düzenleneceği bildirildi. İhale şartnamesi gereği sözleşme imzalandıktan 3 ay sonra sistemin işler hale gelmesi gerekiyor. Böylelikle en geç mayısda görüntülü konuşma başlayacak.

Görüntülü iletişim ilk etapta büyük şehirlerde uygulama alanı bulacak. Sistemin Türkiye genelinde kullanılabilirliğinin sağlanmasının birkaç yılı bulması bekleniyor. 3G, görüntülü konuşmanın yanı sıra mobil interneti hızlanrdırıyor. Ayrıca cep telefonundan televizyon seyretmek de mümkün olacak.

Dünyanın En Küçük Yazısı

Bir grup öğrenci kuantum elektron dalgalarını kullanarak 0,3 nanometre boyunda olan dünyanın en küçük harflerini yazmayı başardı.
Standford Üniversitesi'nde okuyan bir grup öğrenci kuantum elektron dalgalarını kullanarak 0,3 nanometre boyunda olan dünyanın en küçük harflerini yazmayı başardı.

Harflerin ince bir bakır tabakası üzerine, kuantum elektron dalgaları yardımıyla oluşturulan titreşim ile yazıldığı duyuruldu. 1 nanometre 1 milimetrenin milyonda biri olduğu düşünüldüğünde yazılan yazınında ne anlam ifade ettiği aha da anlaşılıyor.

En küçük yazıyı yazma yarışı 50 yıldır nanoteknolojinin gelişmesine yardımcı oluyor. İlk olarak Richard Feynman, 1959 yılında bir kitabın sayfasını 25.000 kez küçültecek ilk kişiye 1000$ vereceğini açıkladı. Ödül 1985 yılında Stanford Üniversitesi elektrik mühendisliği öğrencisi Tom Newman’a verildi. Tom Newman elektron demeti litografyası kullanarak Charles Dickens’in İki Şehrin Hikayesi adlı hikayesini yazmıştı.

Daha sonra 1990′da IBM, tarama tünelleme mikroskobunu kullanarak IBM kelimesini 35 tane ksenon atomu ile yazdı. Yazının boyutu 1.5 nm idi.
Aradan geçen 19 yıl sonra Stanford Üniversitesi öğrencileri 0,3 nanometre büyüklüğünde harflerle yazmayı başardılar. Bu da Stanford Üniversitesi'nin sonunda IBM'den intikamını almayı başardığı anlamına geliyor.

Öğrencilerin geliştirdikleri çok özel bir teknikle yazdıkları ilk harfler ise Stanford Üniversitesi'nin ilk harflerini temsil eden S ve U harfleri. Bu iki harf, IBM'in harflerinden tam 40 kat daha küçük harfler anlamına geliyor.

Bu kadar küçük yazı yazmak neden son derece önemli konusuna geldiğimizde, nanoteknolojinin neler yapabileceğini görmemiz açısından son derece önemli. Aynı yöntemin dijital depolamada kullanılması, çok daha küçük alanlara çok daha fazla dijital veri yazılması anlamına geliyor. Örneğin bir kütüphane dolusu kitapı, basit bir bakır levhanın üzerine yazarak saklayabilirler. Gene benzer şekilde çalışan bilgisayarlarımızın veri depoları olan sabit disklerimiz, nanoteknoloji sayesinde günümüz kapasitelerinin kat kat üstüne çıkabilir.

4G Teknolojili Telefonlara Doğru

Güney Kore elektronik şirketi LG, 3GPP standartlarına uygun çalışan, taşınabilir elektronik aygıtlar için ilk modem yongasını üretti.
3GPP teknolojisi, cep telefonları ve taşınabilir elektronik aygıtlar için yeni hizmetler ve yüksek hızda veri aktarımlı iletişim olanağı sunan düşük maliyetli bir sistem.

Bu yonga, dördüncü nesil (4G) cep telefonlarının üretilmesini sağlayabilecek en büyük gelişme olarak görülüyor. Yonga kuramsal olarak saniyede 100 megabit (Mbps) veri indirme ve 50 Mbps veri gönderme hızı sağlıyor. Yapılan testlerde veri alma hızı 60 Mbps, gönderim hızıysa 20 Mbps olarak ölçülmüş. Şu an pazardaki en hızlı telefon 7,6 Mbps hızında veri alabiliyor. Cep telefonlarının yüksek veri aktarım hızı, insanların internette gezinme, video izleme ya da müzik indirme alışkanlıkları arttığı için giderek daha büyük önem kazanıyor. 4G teknolojisiyle bir saatlik bir görüntü yaklaşık 700 megabayt yer kaplıyor. Şu an en hızlı telefon ve en hızlı ağ hizmetiyle bu videoyu indirmek yaklaşık 15 dakika sürerken yeni teknoloji bu süreyi bir dakikanın altına indirebilir. Bu da yüksek çözünürlüklü bir görüntünün gerçek zamanlı olarak kesintisiz izlenebilmesi demek.

4G teknolojili telefonların kullanılabilmesi için servis sağlayıcı altyapısının da bu sistemi desteklemesi gerekiyor. Yeni teknoloji şu an kullanılan servis sağlayıcı sistemler üzerine çok az masraf a kurulabilecek. Birçok telefon şirketi 4G teknolojisi üzerinde çalışıyor. İlk 4G teknolojili telefonların 2010’da pazara sürüleceği ve 2013’te yıllık satışın 150 milyon adet olacağı öngörülüyor. (Kaynak: BilimTeknik)

Kişiye Özel Kanser Tedavisi Geliyor

Genetik imza, hangi hastanın ilaç ve radyoterapiyle, hangisinin daha az agresif yöntemlerle tedavi edileceğini belirlemede yardımcı olabilir.
Kanser vakalarında hastalığın tedaviye yanıt verip veremeyeceğini söylemek genellikle olanaksızdır. Ancak bu durum, hangi kanser türünün en çok hangi tedavi yöntemine yanıt verdiğini öngören bir genetik imzanın keşfiyle değişebilir. Genetik imza, hangi hastanın ilaç ve radyoterapiyle, hangisinin daha az agresif yöntemlerle tedavi edileceğini belirlemede yardımcı olabilir.
Şikago Üniversitesi’nden Andy Minn ve meslektaşları, çoğu kanser türünün, toplu olarak “IFN bağlantılı DNA hasar dayanıklılık imzası (IRDS)” olarak adlandırılan 49 gende anormallikler gösterdiğini keşfettiler. Araştırmacılar daha sonra 34 ayrı kanser hücresi ve birincil insan kanseri türlerinden birkaç yüzünü inceledi. IRDS, bazı kanser türlerinden hücre dizileri özelinde radyoterapiye karşı dirençle ilişkilendirildi. Meme kanseri hastalarındaysa hangi hastaların kanserli hücrelerde DNA hasarına yol açarak çalışan radyoterapi ve ilaçlara direnç gösterdiğini, hangilerinin göstermediğini tam olarak öngördü.

Genetik imzayla, meme kanserine yakalanan hastalar arasında, hangi vakaların kemoterapiye direnç göstereceğini de doğru olarak tahmin edildi. Cancer Research UK sözcüsü, “Bu, bizi kişiye özgü kanser tedavisine bir adım daha yaklaştırdı ve kemoterapiyle radyoterapinin etkinliğini arttıracak yollara yöneltti” diyor.

Başka bir çalışmada, Cambridge Araştırma Enstitüsü’nden Jason Carroll ve meslektaşları, meme kanserinin tamoksifen ilacına karşı nasıl direnç kazandığını ortaya koydular. Bu da araştırmacıları tamoksifene yanıt vermeyen hastalar için başka ilaç ve tetkik yöntemlerinin bulunmasını sağlayabilir.
Meme kanseri vakalarının %75’inde östrojen hormonu kanserli hücreleri çoğaltıcı etkide bulunuyor. Tamoksifen, östrojen alıcılarını engelleyerek çalışıyor; ama kanser bu sorundan, Her2 adındaki ayrı bir alıcıyı açığa çıkartarak kurtuluyor. Carroll, kanserin Her2 alıcılarını açığa çıkartma yeteneğinin Pax-2 ve AIB-1 denen iki protenin miktarına bağlı olduğunu keşfetti. Eğer Pax-2 yoksa ya da AIB-1 bol miktardaysa, kanser hücresi Her2’yi etkin duruma getiriyor ve tamoksifene karşı dayanıklılaştırıyor.
Pax-2 ve AIB-1 proteinlerine yönelik tasarlanan ilaçlar Her2’nin açığa çıkmasını önleyebilir ve böylece tamoksifen tedavisinin sürmesine olanak verebilir. (Kaynak : BilimTeknik.)

Hücrelere Sırt Çantası

Mikroskopik sırt çantaları diyebileceğimiz, içinde kimyasal yük olan nano yapılı polimer keseler taşıyan canlı hücreler belki de bir gün ilaçları ve görüntüleme ajanlarını hastalıklı dokulara taşıyabilecek.
Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırmacıları böyle sırt çantalarını oluşturmayı başardıklarını, bu çantaları manyetik parçacıklarla doldurup bağışıklık hücrelerine, hücrenin çevreyle etkileşme yeteneğinin zarar görmesine yol açmadan bağladıklarını söylüyorlar.

San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesi’nde kimya ve biyokimya profesörü olan, ancak bu çalışmada yer almayan Michael Sailor, çalışmanın çok dikkate değer olduğunu, sonuçta çok sayıda hastalığa yönelik birçok değişik ürün elde edilebileceğini söylüyor ve bunun tümüyle yeni bir alt disiplin oluşturabileceğini düşünüyor.

Sırt çantaları üç ince polimer film tabakasından yapılıyor. En alt tabaka sırt çantasını yapım ve yükleme aşamasında bir yüzeye tutturuyor. Orta tabaka sırt çantasının yükünü taşıyor. Üst tabaka da hücre yüzeyine tutunmayı sağlayan bir kanca işlevi görüyor.

Araştırmacılar sırt çantalarını sentezledikten sonra bunlara canlı bağışıklık hücreleri içeren bir çözelti eklemişler. Hücreler hemen sırt çantalarının üst tabakalarınca tutulmuş. Daha sonra sıcaklık düşürülüp alttaki polimer tabakanın çözünmesi tetiklenerek sırt çantası takmış hücrelerin yüzeyden ayrılması sağlanmış.

MIT Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Merkezi Başkanı Michael Rubner, bu işlemin sırt çantasına inanılmaz çeşitlilikte “yük” yüklenmesine olanak verdiğini söylüyor. Hücreler son anda eklendiği için sırt çantaları yapılır ve yükleri yüklenirken ne zehirli kimyasal maddeleri kullanmak ne de sert koşullar tehlikeli oluyor. “İstediğiniz her tür sert kimyasal maddeyi kullanabilirsiniz çünkü bu koşullarda ölmesi beklenen hücre henüz ortamda değil.” diyor Rubner. “Hücrenin yüzeye tutunması ve sırt çantasını alıp ayrılması sürecin ancak son aşamasında gerçekleşiyor.”

Araştırmacılar sırt çantasının ne kadar sıkı tutunduğunu sınamak için sırt onları manyetik nano parçacıklarla doldurup bağışıklık hücrelerine yüklediler ve hücreleri bir mıknatısın yanına yerleştirdiler. Mikroskopla bakıldığında, kendilerine sımsıkı bağlı olan sırt çantalarının çekilmesiyle hücrelerin mıknatısa doğru yol aldığı gözlenebiliyordu.

Çalışmada yer almayan Teksas Üniversitesi Nanotıp Bölümü Başkanı Mauro Ferrari, bir hücrenin yüzeyine bağlanan parçacıkların genellikle birkaç saniye içinde içeri alındığını söylüyor, dolayısıyla da bağlanan sırt çantasının yerinde birkaç saniyeden daha uzun süre kalmasının çok önemli olduğunu ekliyor.

Sailor, söz konusu teknolojinin ümit verici olduğunu söylüyor ama asıl zorluğun bunun bedenin içinde çalışmasını sağlamak olduğu uyarısında da bulunuyor. Şu aşamada sırt çantası takmış hücrelerin kan dolaşımında ne kadar başarılı olabileceğini bilmenin bir yolu yok. Taşıdıkları yük paketlerini yutabilir, atabilir ya da dar yerlere sıkışabilirler. Ön çalışmalar sırt çantalarının bağışıklık hücrelerinin sağlığına yönelik herhangi bir tehlike oluşturmadığı yönünde; ancak sistemin canlı bir hayvan üzerinde denenmesinden önce yapılması gereken daha çok iş var.

Araştırmacılar, bu teknoloji hayvanlar üzerinde sınanma aşamasına geldiğinde, sırt çantalarına izleyebilecek maddeler, örneğin MRI ile görüntülenebilecek manyetik nano parçacıklar ya da f oresan moleküller yüklemeyi planlıyor. Böylece ekip, hücrelerin nasıl hareket ettiğini ve istenen hedefe ulaşıp ulaşmadığını belirleyebilecek.

Rubner ve ekibi, son olarak sırt çantalarını, bedenin kendi bağışıklık sistemini hasta ya da kanserli dokulara saldırmak üzere yeniden şekillendirecek tedavilerde kullanmayı öngörüyor. Örneğin, bağışıklık hücreleri kan dolaşımından alınıp belli bir tümörü hedef eyecek şekilde hazırlanmış sırt çantalarıyla donatılıp yeniden bedene verilebilir. Hücreler taşıdıkları yük ister bir görüntüleme ajanı ister bir kemoterapi ilacı olsun doğrudan tümöre götürecek, böylece sağlıklı dokular zehirli yükten etkilenmeyecek.

Araştırmacılar başlangıçta her sırt çantasının taşıyıcı hücresinin yüzeyine, âdeta bir yara bandı gibi tutunacağını umuyordu. “Ama aslında birer yama olan bu çantalar, gerçek çantalar gibi yalnızca bir noktadan hücreye sıkıca yapışıyor, geri kalan bölümleri sarkıyordu.” diyor Rubner ve ekliyor “Bu beklenmedik durum aslında işe yarayabilir. Bağışıklık hücrelerinin bedenin içindeki bazı dar açıklıklardan geçmesi gerekir; her yanı hücreye tümüyle yapışmış bir çanta hücrenin esnekliğini azaltabilir, oysa yalnızca bir noktadan hücreye tutunan çanta açıklıklardan rahatça geçebilir.
Çoğu durumda hücreler ve sırt çantaları bire bir eşleşiyordu. Ancak zaman zaman, belli koşullar altında, hücrelerin ve çantaların bir araya gelmesiyle ayrı ayrı dev hücre ve çanta kümeleri de oluşuyordu. Sırt çantaları hücrelere dümdüz yapışmadığı için birden çok hücre tek bir sırt çantasına yapışabiliyor ya da birden çok yama tek bir hücreye tutunabiliyordu. Rubner, ekibinin bu sürecin nasıl yönetileceğini öğreneceğini ve bunun belki de doku mühendisliği için bir temel oluşturacağını düşünüyor.
“Bu, yeni bir yaklaşım.” diyor Rubner ve ekliyor “Yapılabilecek şeyler konusunda büyük bir esneklik var, bu esnekliğin toplum için büyük değer taşıyacak bir şeye dönüşmesini umuyoruz. Ancak buna daha zaman var”.